Cevap :
Cevap:
Giyim ve kuşam, bir toplumun içinde yaşadığı coğrafi koşulların, kültürel ve ekonomik özelliklerinin, sahip olduğu değer yargılarının, gelenek ve göreneklerinin en önemli ve doğal göstergelerinden biridir. Osmanlı Devleti giyim ve kuşamı, çok uluslu yapısının doğal bir sonucu olarak sosyal, ekonomik, dini bir ayrıştırma aracı ve kimlik belirleyici bir unsur olarak ele almıştır. Dolayısıyla kılık ve kıyafet, kişinin dinini, mesleğini, sahip olduğu statü ve hatta ait olduğu sosyal grubu gösteren bir araç haline gelmiştir. Tanzimat Dönemi’nden Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar devletin modernleşme politikasına hız vermesi ve Batılı yaşam tarzının Türk toplumsal hayatını etkisi altına almaya başlaması ile giyim ve kuşamda önemli değişiklikler yaşanmıştır. Türk toplumunda çağdaşlaşmayı her şeyden evvel bir “hayat davası” , bir “var olma” mücadelesi kabul eden Atatürk, her şeyin bittiği sanılan umutsuz ve karanlık bir ortamda cesaretle, kahramanca ortaya atılmış ve inanılmazı gerçekleştirerek bağımsız yeni Türk Cumhuriyeti’ni kurmuştur. O’nun temel amacı, Türkiye’nin bir daha eski durumuna düşmemesi ve her zaman için milli bağımsızlığını koruyabilmesidir. Bu ise ancak çağdaş uygarlığı bütünüyle almakla gerçekleşebilirdi: Türk toplumu, Cumhuriyetin ilk yıllarında eski kıyafetlerinden kurtularak modern bir görünüme kavuşmuştur. Atatürk önderliğinde gerçekleştirilen devrimlerle, toplumsal hayata düzen ve disiplin getirilmiş, çağdaş uygarlık yolunda önemli adımlar atılmıştır.Bu çalışmada, Tanzimat’tan Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar geçen süre içerisinde giyim ve kuşamda yaşanan değişiklikler, karşılaşılan zorluklar ve tartışmalar ele alınmıştır